zapatillas

Steve Jobs Neden Uzun Yürüyüşlere Çıkardı ve Neden Siz de Çıkmalısınız?

Bir gün, Facebook, Twitter ve Zynga gibi teknoloji devlerinin ardındaki para adamı Marc Andreessen, karşıdan karşıya geçen deli, yaşlı bir adama çarptığında, California, Palo Alto’daki evinin etrafında araba kullanıyordu. Dönüp de neredeyse ezmek üzere olduğu serseme baktığında, marka haline gelmiş kot pantolonu ve siyah boğazlı kazağı fark etti. “Aman Tanrım! Az kalsın Steve Jobs’a vuruyordum!” diye düşündü kendi kendine.

O gün çarpmak üzere olduğu kişi, Apple’ın merkezinin bulunduğu Palo Alto bölgesinde yaptığı pek çok yürüyüşten birine çıkmış olan Steve Jobs idi. Steve Jobs o çevrede, egzersiz yapmak, düşünmek, problem çözmek ve hatta toplantı yapmak için bile çıktığı uzun yürüyüşlerle tanınıyordu. Ve bunu yapan tek kişi Steve Jobs değildi. Tarih boyunca tüm dehalar ister beş dakikalık hızlı bir gezinti olsun, ister dört saatlik uzun bir yürüyüş olsun, yürümenin beste yapmalarına, yazmalarına, resmetmelerine ve yaratmalarına yardımcı olduğunu fark ettiler.

İşte yürümenin zamanınızı en iyi şekilde geçirmenin yollarından biri olmasının beş nedeni ve size daha iyi düşünmek, daha fazla şey başarmak, daha iyi ilişki kurmak ve daha uzun yaşamak konusunda nasıl yardımcı olabileceğini aşağıda belirttik.

  1. Daha yaratıcı olmak konusunda size yardımcı olur.

İnsanların çoğu her zaman için, en iyi fikirlerin akıllarına hareket halindeyken geldiğini düşünse de, artık elimizde onları destekleyecek bilimsel kanıtımız da var. 2014 yılında Birleşik Devletler, Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, insanların hareketsiz bir şekilde otururken olduğuna göre etrafta yürürken çok daha yaratıcı olduklarını gösterdi. Her ikisi de bu çalışmanın yazarı olan Marily Oppezzo ve Daniel Schwartz, belirli yaratıcı düşünce görevlerini tamamlayan 176 öğrenciyi incelediler.

Bu çalışmada yazarlar Gulford’s Alternative Uses Task (Guilford Alternatif Kullanım Görevi) olarak bilinen bir deney kullandılar. Bu deneyin bir parçası olarak katılımcılardan genel bir nesne için bulabildikleri kadar çok alternatif kullanım alanı bulup listelemelerini istediler. Örneğin, bir bıçak tereyağı sürmek, ekmek kesmek, birini bıçaklamak ya da bezelye ayıklamak için kullanılabilirdi. Sonra ise verilen cevaplar, özgünlüklerine, fikir sayısına ve detaylarına göre puanlandı.

Oppezzo ve Schwartz çalışmalarında, öğrencilerin bunu bir kaç farklı şekilde yapmalarını sağladılar. Öğrenciler bu görevleri ya kapalı bir yerde otururken, ya açık havada otururken, ya kapalı alanda koşu bandındayken ya da dışarıda yürürken yaptılar.

İnsanların, ister koşu bandında ister dışarıda olsun yürürlerken, oturduklarına oranla %60 daha yaratıcı olduğunu buldular.

Buna ek olarak, katılımcıların %81’i yürürken yaratıcılıklarının arttığını gördüler.

Üstelik, katılımcılar yürüdükten sonra ikinci bir test aldıklarında, hala daha yaratıcı düşünüyorlardı ki bu da yürümenin olumlu etkisinin, oturduktan sonra bile devam ettiğini gösteriyordu.

Yürümenin sizi tam olarak nasıl daha yaratıcı hale getirdiği ile ilgili daha fazla araştırma olmamasına rağmen, yürümenin beynin yaratıcılığı uyaran bölümü de dahil olmak üzere, tüm bedeninizdeki kan akışını artırıyor olma ihtimali oldukça yüksek.

Bu araştırmada ortaya çıkan bir başka ilgi çekici bulgu ise kapalı, sıkıcı bir alanda koşu bandı üzerinde yürümekle, açık havada etrafınızda kuşlar ve arılar varken yürümek arasında bir fark olmamasıydı. Bu da yürüyenleri daha yaratıcı yapan şeyin çevre ya da algı değil, sadece yürüme eyleminin olduğunu gösteriyordu.

Ancak çalışmada bulunanların hepsi, yürümek lehinde değildi. Araştırmacılar aynı zamanda odaklanarak düşünmeniz gerektiğinde, yürürken tek bir doğru cevap gerektiren sorulara verilen cevaplara bakıldığında, sonuç otururken verilen cevaplardan daha iyi değildi.

Yürüyüşü günlük hayatınızın ve iş hayatınızın bir parçası haline getirmek istiyorsanız, bu çalışma size bazı kanıtlar sunmuş olmalı. Eğer masanızın ardına tıkılıp kalmış durumdaysanız ve bir sonraki parlak kıvılcımın zihninizde ortaya çıkmasını bekleyecek durumda değilseniz, sadece dışarıda yürümek bile beyninizin yaratıcı bölümüne yardımcı olabilir. Oturmak ve ilham gelmesini beklemek yerine beş dakikalığına dışarı çıkın ve kan akışındaki artışın yaratıcı sıvıları harekete geçirip geçirmediğini görün.

  1. Sağlığınızı korumak konusunda size yardımcı olur.

İki yıl önceki bir TED (Teknoloji, Eğlence, Tasarım) konuşmasında, Andreessen ve Jobs gibi Silikon Vadisi’nin sokaklarını adımlayan iş hayatındaki bir başka yenilikçi olan Nilofer Merchant, hareket halinde yapılan toplantıların faydalarını savundu. Fazlasıyla yoğun ve telaşlı günlerinde egzersiz için zaman bulamadığından, toplantılarını ayakta yapmaya başladı.

Merchant TED konuşmasında şaşkınlık verici bir istatistik paylaştı – ortalama olarak günün 10 saatini kalçalarımız üzerinde geçiriyoruz.

Aslında bu pek çok insan için çalışma saatlerinde masalarında oturmak ve sonra da evlerine gidip televizyon ya da bilgisayarın karşısında yığılmak anlamına geliyor. Bu, bizim için iyi bir şey değil. Ne zavallı kalçalarımız, ne de kalplerimiz sadece oturmak için yaratılmadı.

Fiziksel hareketsizlik kalp hastalığına, şeker hastalığına ve çok sayıda kansere neden olabilir. Tüm gün oturmanın bize hiç bir faydası dokunmaz. Merchant oturmayı, sigara içmenin yeni hali olarak tanımlıyor – şu anda hepimizin yaptığı şey bizi yavaş yavaş öldürüyor ve 10, 20, 50 sene sonra insanlar bize deliymişiz gibi bakacaklar.

Aslında yürümek, elimizdeki büyülü bir ilaca benzer. Her gün 30 dakika yürümek, kalp hastalığına, bağırsak kanserine, göğüs kanserine ve bunamaya yakalanma riskinizi önemli ölçüde azaltır. Size en çok faydası dokunacak olan günde 30 dakika yürümek olsa da, eğer bu kadar zamanınız yoksa o zaman en azından bunu idare edebileceğiniz küçük parçalara bölmeyi düşünebilirsiniz. Sabah, öğlen ve akşam 10 dakika yürüyerek toplam 30 dakikaya ulaşabilir, bedeninizin biraz egzersiz yapmasını sağlar ve aynı zamanda kalp ve beyin sağlığınıza da yardımcı olursunuz.

  1. Daha verimli olmak konusunda size yardımcı olur.

Eğer The West Wing (Batı Yakası) isimli TV programını izlediyseniz, “yürüyerek konuşma” ifadesini duymuşsunuzdur. Programın her bölümünde başkanlık bürosundaki fazlasıyla meşgul olan çalışanlar, oturup toplantı yapmak için “lanet olası derecede meşgul” oldukları için oturup toplantı yapamıyorlar bu nedenle de her zaman için, bir sonraki hamlelerini tartışırken, iş birliği ya da dedikodu yaparken hareket halinde oluyorlar. Bu, artık oyuncular için parodi haline gelmiş bir klişe olsa da, aslında çok parlak bir fikir.

Hareket halindeyken ya da yürürken yapılan toplantılar şu anda, özellikle de Silikon Vadisi’nde oldukça “moda” hale gelmiş durumda. Bunun ardındaki fikir şu; toplantıların büyük bir ahşap parçasının etrafında yapılması için gerçek bir neden yok, o zaman neden toplantıları dışarıda yapıp, aynı zamanda egzersiz de yapmış olmayalım?

Nilofer Merchant artık hafta boyunca yaptığı egzersizlerin %70’ini yürüyerek yaptığı toplantılardan oluştuğunu ve bu toplantıların diğer toplantı türlerinden çok daha verimli olduğunu söylüyor.

İlk olarak, dikkatiniz çok az dağılır. İnsanlar dışarıda, yürürken yaptıkları toplantılar sırasında Blackberry’lerini ve akıllı telefonlarını ceplerinden çıkarmazlar ve birinin ofisinde yapılan toplantılarda olabileceği gibi bir gözlerini ekrandan ayırmama durumu da oluşmaz. Bununla birlikte, dışarda olduğunuzda kimsenin sizi rahatsız edemeyeceğini de bilirsiniz. Elbette ki, bu bazı insanlar için problem yaratabilir.

iPhone’dan Ayrılma Kaygısı gerçektir ve insanlar masalarından uzakta ve elektronik temasta bulunmadan bu kadar uzun süre geçirme fikrinden hoşlanmazlar.

Aynı zamanda, insanlar böyle toplantılarda nasıl davranacaklarını ve nasıl bir tutum sergileyeceklerini bilmezler. Örneğin, hareket halindeyken nasıl not alırsınız? (ipucu: aynı otururken aldığınız gibi – bir kalem ve kağıtla). Merchant, insanların böyle toplantılarda kendilerini garip hissetmesine rağmen, kısa süre içinde faydalarını gördüklerini ve onları önceden bilgilendirirseniz yürüyerek toplantı yapmaktan memnun olduklarını söylüyor.

Elbette ki daha önceden bahsettiğimiz sağlık ve yaratıcılık faydaları da yürüyerek yapılan toplantıları, oturarak yapılanlardan çok daha iyi kılıyor.

Eğer toplantılarınızı hareket halinde yapmaya başlamak isterseniz, en iyisi dışarı çıkmak isteyen bir meslektaşınızla bunu yapmaya başlamaktır. Her hafta yürüyerek yapılan bir toplantı düzenleyin ve bu toplantıda iş ile ilgili konuları konuşup, beyin fırtınası yapın. Sonra, ne kadar ilgilendiklerini ölçmek için diğerlerine de uzanabilirsiniz. Merchant’ın da dediği gibi, insanları hareket halinde olacağınıza dair uyarın ve muhtemelen kimse şikayet etmeyecek ve muhtemelen çok daha fazla fikir üreteceksiniz.

  1. İletişim kurmak için harika bir yoldur.

Hem Steve Jobs hem de Mark Zuckerberg, insanlarla ilk defa yapacakları toplantıların hareket halindeyken olmasından hoşlanıyor. Çünkü yürüyerek yapılan konuşmalar, diğer toplantı türlerinden çok daha doğal olur ve dikkatler de çok daha az dağılır.

Bunun bir nedeni, bu tür toplantıların ikiden fazla kişiyle pek başarılı olmamasıdır. Birlikte yürümek ve konuşmak için bir grup insanı bir araya getirebilseniz de mantıklı olan bu toplantıların birebir yapılmasıdır. Benim bilim alanındaki ilk iş görüşmem yürüyerek yapılan bir toplantıydı ve kısa süre sonra patronum ile birlikte İsviçre, Lozan sokaklarında yürüyerek, sinir biliminin 20 yıl sonra nerede olmasını istediğimizi konuştuk.

Yürüyerek yapılan bu toplantıların bu kadar sevilmesinin nedeni kesinlikle, iki kişinin derin düşünceler içinde konuşarak yürümesinin doğallığıdır.

Bir fikrinizi bir meslektaşınıza anlatmakta zorlanırken, ikiniz birden dışarı çıkıp bölgedeki parkta bir kaç tur atarken bu fikri ele alırsanız bunun fazlasıyla yardımı dokunduğunu göreceksiniz.

Ve yine belirtmek gerekir ki, kan akışının hızlanması sadece daha fazla yaratıcı fikir ve problemlere çözüm geliştirmenizle kalmaz, aynı zamanda bu fikirleri daha akıcı bir şekilde ifade etmenize ve iş arkadaşlarınızla iletişim kurmanıza da yardımcı olur.

  1. Devlerin ayak izlerinden yürüyor olacaksınız.

Seteve Jobs’un yürümeye karşı olan bu tutkusu, Walter Isaacson’un kısa süre önce çıkan Steve Jobs biyografisiyle ortaya çıktı ve teknoloji elitlerinin arasındaki bu yeni yürüme uyanışının nedeni de bu ancak yine de fikirlerin hareket halindeyken geliştiğini fark eden ilk yaratıcı deha Steve Jobs değildi.

Beethoven hevesli bir yürüyüşçüydü, çalışırken bacaklarını esnetmek için yürür ve sonra da akşam üzerlerini Viyana’da gezinerek geçirirdi. Her zaman için aklına gelen bir şeyi yazmak amacıyla yanında bir kurşun kalem ve kağıt bulundururdu. Onun senfonilerinde, özellikle de köy ve ağaçlık unsurlarından dolayı Pastoral Senfoni olarak bilinen Altıncı Senfoni’de ağaçların arasında yaptığı bu yürüyüşlerin etkilerini görebilir, daha doğrusu duyabilirsiniz.

Beethoven’ın yürüyüş sevgisi o zamanın bir başka dehasına, Goethe’ye de yansıdı. Besteci ve şair Çek-Almanya sınırındaki Teplice tatil kasabasında buluştular ve kasabanın içinde konuşurken yürüdüler. Ancak belki de bu, verilebilecek en iyi yürüyüş toplantısı örneği değildir; Beethoven ilk önce Goethe’yi idolleştirmiş olsa da, idollerinizle tanışmayın önerisinin geçerli olduğu bir durum oluştu. İkisi de birbirlerinden hoşlanmadılar ve bir daha hiç buluşmadılar. Ancak umarım Goethe yürümeye devam etmiştir.

Tarihin yürüyüş hayranlarından bir diğeri de Charles Dickens idi. İster Londra’da, ister Kent’teki kır evindeyken olsun her zaman uzun yürüyüşlere çıkardı. Ve uzun derken gerçekten uzun demek istiyorum. Dickens, gününü ya da daha doğrusu gecesini yaklaşık 50 kilometre yürüyerek geçiriyordu. Ne zaman öyle bir ruh haline girse, ne zaman bir şeyler düşünmesi gerekse yürüyüşe çıkar, kafasında bu konuyu çözene kadar Londra’nın sokaklarında ya da Kent’in yollarında yürürdü.

Aslında bu, hastalıktan beter bir çare olabilir – her gün 50 kilometre yürümenin sizin ya da eklemleriniz için iyi olma ihtimali pek yok. Eğer yürümeniz gereken minimum süre 30 dakika ise, 50 kilometre de muhtemelen maksimuma yakındır. Ancak bu, Dickens için işe yarıyordu, ister düşünerek, ister şehri ve etrafındaki insanları gözlemleyerek olsun, en dikkate değer ve unutulmaz karakterlerini yürüyüşleri sırasında yarattı.

Viktorya döneminde, Kent civarında gezinmekten hoşlanan bir başka önemli kişi de Charles idi, Charles Darwin. Darwin evine çakıl bir patika inşa ettirmişti, koşu alanına benzeyen bu yolda her gün yürüyerek problemleri hakkında düşünürdü. Yürüyüş turlarının sayısı, o anda çözmeye çalıştığı problemin zorluğuna göre değişiyordu. Yürüyüşe başlarken yanına taşlar alır ve yürürken bunları teker teker yere atıp, problemin zorluğunu üç, dört ya da beş taş zorlukta problem olarak tanımlardı.

Jobs’un Silikon Vadisi’nde yaptığı yürüyüşler, genç teknoloji liderleri arasında özellikle yaygın olan bu davranışa neden oldu.

Özellikle de, Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, yürüyüş toplantılarını oldukça destekleyen biri. Eğer Facebook’ta üst düzey bir pozisyon için değerlendirilecek kadar şanslıysanız, Zuckerberg ile ofisinde görüşme yapmayı beklemeyin. Hayır, o sizi kampüste bir tura çıkaracak, farklı bölümleri gösterecek, sizin deneyiminizi ve şirket hakkındaki görüşlerinizi yoklayacaktır. En önemli özelliği olarak da yürüyerek yaptığınız toplantıyı Silikon Vadisi’ne ve diğer teknoloji devrelerine yukarıdan bakan çıkıntının üzerinde sonlandırarak size, gerçek bir süper kötü adam tarzıyla kendisinin aşağıdakilerin hepsinden daha büyük, daha iyi ve daha zengin olduğunu söyleyecektir. Teklifini reddederseniz de muhtemelen sizi denize bakan bu çıkıntıdan aşağı atacaktır.

Twitter’ın ortak kurucusu ve şimdi de dijital finans şirketi Square’in başına geçen Jack Dorsey, Square’de işe yeni giren herkesi işteki ilk Cuma günlerinde “Gandhi Yürüyüşü’ne” çıkarıyor. Bu, Square’in ardındaki yol gösterici ilkeleri anlatırken San Francisco sokaklarında Square ofislerine doğru yapılan destansı bir yürüyüş oluyor.

Eğer akşam üzerlerini ağaçlıklar arasında gezinerek geçirmeyi ya da çalışanlarınızla tıklım tıkış bir ofiste toplanmak yerine dışarıya çıkarmayı seçiyorsanız, iyi bir şirkette olduğunuzu bilirsiniz.

Bugün çıkıp yürüyüş yapın!

Sonuç şu… yürümek harikadır. Sadece sizi daha yaratıcı kılmakla kalmaz aynı zamanda meslektaşlarınıza fikirlerinizi daha kolay aktarmanıza yardımcı olur ve güne daha iyi uyum sağlamanıza olanak sağlar. Tüm bu süre boyunca da erken ölmemeniz için size yardımcı olur. Şahane.

Peki, o zaman bunu neden yapmıyoruz? Şey, bazen dışarıda hava soğuk ya da yağmurlu olur veya kendimizi halsiz hissederiz ya da bunun gibi başka binlerce nedenden ötürü her gün kalkıp dışarı çıkmamayı seçeriz.

Ancak her gün sadece fazladan bir kaç dakika ayırıp yürümeye başlarsanız ya da dışarıda toplantılar yapmak gibi gününüzün bir kısmında hareket etmeye çalışırsanız, yürümenin… yürümek kadar doğal bir şey olacağını göreceksiniz. Daha fazla düşüneceksiniz, daha fazla şey yapacaksınız, daha fazla şey öğreneceksiniz ve daha fazla yaşayacaksınız. Yürümeye başlayın!

Yazar: Andrew Tate

Kaynak: https://designschool.canva.com/blog/taking-long-walks/